Kategoriler
Uncategorized

Sonsuza Dek Mutlu Yaşamak Mümkün Mü?

Covid19’un bizleri eve hapsettiği bu günlerde benim için yapılacak en iyi şey kitap okumak ya da film izlemek. Uzun zamandır aklımda olan filmleri izlemek ya da sürekli okumayı ertelediğim kitapları sakin sakin okumak bu günleri daha az can sıkacak şekilde geçirmemi sağlıyor.  Mümkün olduğunca da online eğitim platformlarından yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorum.


Aldous Huxley’in 1932 yılında yayınlanan Cesur Yeni Dünya adlı kitabı da karantina günlerinde bitirdiğim kitaplardan. Kısaca “sanayi devrimi” sonrası hayatta “istikrarı” yakalamış bir toplumu ve bu topluma ayak uyduramayan, geleneksel olarak yetiştirilmiş bir Vahşi’nin hikayesini anlatıyor. Her şey toplum içindir ve tek amaç istikrardır. İstikrarı elde etmek için ise sanattan ve bilimin özgürlüğünden vazgeçilmiştir. İnsanlar mutludur.

İnsanlar mutlu, istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar. Herhangi bir sorun çıkması durumunda da soma var.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley, 1932

İnsanları tehlikelerden, trajediden uzaklaştırıp, öğretilmişliklerle insanlar mutlu ediliyor, o da yetmezse soma adını verdikleri bir hap ile “keyif” yolculuğuna çıkıyorlar ve mutluluklarını daim kılıyorlar. Vahşi ise mutluluğunun tehlikeden, zorluktan ve özgürlükten geldiğini söyleyerek düzene isyan ediyor.


Kitapta yaşananları kafamda sorgulamaya başlarken Coursera’da tam da bu konu hakkında Yale Üniversitesi tarafından verilen bir derse denk geldim. The Sciece of Well-Being yani İyi (mutlu) Olma Bilimi olarak tercüme edilebilir. Cevabını aradığım soru ise basitti: İnsan hep mutlu olabilir mi?


Biri size mutlu bir hayat hayal et derse, nasıl bir hayat hayal edersiniz? Muhtemelen gözlerinizi kapadığınızda iyi para kazandığınız bir işiniz, hayatınızın gerçek aşkı ile yapılmış bir evliliğiniz ve herkesin gıpta ile dinlediği hatıralarınızın olduğu bir hayat hayal edersiniz. En azından çoğumuz için böyledir. Böyle bir hayatı olan insanların mutluluğu tartışılamaz bile, değil mi?

Bilim insanlarına göre maalesef, değil.


1971 yılında Norhtwestern Üniversitesinden Amerikan Psikolog Philip Brickman ve  Amerikan Sosyal Bilimci Donald T. Campbell  “Hedonic relativism and planning the good society” – Hedonik görecelik ve iyi toplumu tasarlama- başlıklı bir makale yayınladılar. Bu makaleye göre her bir bireyin bir mutluluk temel çizgisi vardır ve insanlar yeni olaylara ya da koşullara başlangıçta güçlü tepki gösterseler de zamanla duruma alışarak başlangıçtaki eski mutluluk düzeylerine geri dönmektedir. Bu döngü de hedonik döngü olarak adlandırılmaktadır.

Hedonizm kelimesi latince de zevkli anlamına gelen hedon (=delight) kelimesinden gelmektedir. Sokratesin öğrencilerinden Aristippos’un kurduğu Kirene Okulunun öğretisidir. Bu öğreti Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlaması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunur.

Fakat Brickman’nın teorisine göre ise bu haz kalıcı değil geçicidir. Her insan zamanla kendi mutluluk çizgisine dönmektedir. Teorisinin üzerine araştırmalarına devam eden Brickman 1978 yılında meslektaşları Dan Coates ve Ronnie Janoff-Bulman ile yeni bir makale yayınladı. Bu makalesinde piyango kazanmak gibi büyük bir değişimin mutluluk üzerindeki etkisinin sonuçları değerlendirildi.  Yapılan çalışmaya göre piyango kazananlar kendilerine 6 üzerinden 4 ile mutluluk puanı verirken kazanmayanlar ise 3.82 lik bir puan verdi. Yani piyango kazanalar kazanmayanlardan sadece %3 daha mutlu çıkmışlardı.

2007 yılında Harvard Business School’dan Ekonomist Rafael di Tella ve ekibi gelir durumunun mutluluk üzerindeki etkisini araştırdıkları bir makale yayınladılar. Almanya’da yaşayan 7812  kişinin 1984 ve 2000 yılları arasındaki maaş adaptasyonlarını incelediler.  Sonuç, gelir seviyesi artmış fakat insanların mutluluk çizgisinde pek bir oynama olmamıştı.

Gelir artsa da mutluluk ölçütü yatay seyretmiştir.

Çok para mutluluk getirmedi, peki hayatımızın aşkı ile evli olmak?

 
Maalesef bu mutluluğumuz da hedonik döngüye takılıyor gibi görünüyor. Michigan Devlet Üniversitesinde Richard Lucas ve arkadaşları 2003 yılında medeni durumdaki değişmenin adaptasyon sonrası mutluluk çizgisindeki etkisini araştırdıkları bir makale yayınladılar. 24000 fazla bireyin birike gelen verilerini inceleyerek insanların evlenmeden önceki mutluluk seviyeleri ile evlilik dönemi ve sonrası için bulunan değerlerini analiz ettiler.  Evli insanların evlendikten 2 sene sonra ile 2 sene önceki mutluluk seviyelerinin benzer olduğu tespit edildi. 

Bütün bu çalışmalar insanların mutsuz oldukları anlamına gelmiyor tabi ki. Genel mutluluğu yaşadıklarımızda değil, mizacımızda aramamız gerektiği ortaya çıkıyor. Yaşadığımız olayalar tabi ki anlık olarak duygusal tepkilerimizin sebepleri fakat uzun vadede hayattan aldığımız memnuniyeti mizacımız belirliyor. Yani mutluluğu gerçekten “içimizde” aramalıyız. 


Her insanın kendine özgü bir mizacı yani karakteri vardır. Bu karakterde genetik faktörler etkili olsa da zamanla yaşadıklarımızdan da nasibini bolca alır. Bugüne kadar yaşadıklarımız, yaşadığımız toplum ve inançlar bizlerin karakterinin oluşmasında ana etkenlerdendir. 
Eğer uzun dönemli mutluluğumuzu mizacımız belirliyorsa ve mutsuz bir mizaca sahipsek, ömür boyu mutsuz bir insan mı olacağız?  

Ömür boyu mutlu bir insan olabilir miyiz bilmiyorum ama genel mutluluk çizgimizi yukarı taşıyabilmemiz için şu taktikleri uygulamamız gerekli:

1-Anı Yaşa Farkında Ol

Çoğumuza zaman yetmiyor. Günleri 24 saat değil 48 saat bile yapsalar da yetmeyecekmiş gibi. Fakat günün sonunda arkamıza dönüp baktığımız da ise hissettiğimiz zamanı pek bulamıyoruz. Sadece elimizden akıp giden kum taneleri gibi.  2012 yılında Victoria Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Paul Jose ve arkadaşları anın farkında olmanın insanların mutluluğuna etkisi olup olmadığı araştırdıkları bir makale yayınladılar. Gönüllülerden günlüklerine o gün nasıl hissettiklerini yazmaları istendi ve sonunda tüm günlük sahiplerinin mutluluk değerleri ölçüldü. 
Çıkan sonuçlara göre günlüklerinden aşağıdaki cümlelere sahip olan insanlar daha mutluluk değerine sahiptiler:

  • Nasıl hissettiğimi başka birisiyle paylaştım.
  • Mutluluğumu başka birisiyle paylaşmak istedim.
  • Ne kadar şanslı bir insan olduğumu düşündüm.
  • Fiziksel mimikler ile kendimi ifade ettim.
  • Çok fazla güldüm.
  • Kendimle nasıl gurur duyduğumu söyledim.
  • Sadece bugünü düşündüm.

Mutluluk değeri düşük olanların kullandıkları cümleler ise şöyle:

  • Gelecek odaklandım.
  • Yakında biteceğini kendime hatırlattım.
  • Umduğum kadar iyi olmadığını kendime söyledim.
  • Asla bir daha bu kadar güzel olamayacağını kendime söyledim.
  • Daha iyi olabilirdi dedim.
  • Bunu hak etmediğimi kendime söyledim.

Bu çalışmaya benzer bir çalışma da 2006 yılında California Üniversitesiden Sonja Lyubomirsky ve arkadaşları tarafından yayınladı. Onlar da insanlardan her gün günde sadece 8 dakikalarını toplam haftada 3 kere mutlu anlarını hatırlamaları için ayırmalarını istediler. Bir çeşit bir video kasedi geri sarıp tekrar izlemelerini istediler yani. Bir ay sonra deneklerin pozitif duygularında artışlar gözlemlendi.

Çalışmalar açıkça gösteriyor ki yaşadığımız güzel şeylerin farkında olmak ve bunları kendimize hatırlatmak mutluluk çizgimizi de yukarı çekmemizi sağlıyor. Olumlu düşünüp, olumlu yaşamalıyız.

2- Tersine Hayal Et

1946 yılında çıkan meşhur It’s Wonderful Life (Şahane Hayat) filmini izlemiş miydiniz?  Filmde, iflas etmiş çaresiz bir iş adamının, intiharın eşiğindeyken karşısına çıkan bir melek tarafından, kendisinin hiç yaşamamış olduğu bir dünyanın neye benzeyeceğinin gösterilmesi, bunun sonucunda da iş adamının aslında farkına varmadan Dünyayı olumlu yönde değiştirecek birçok şey yapmış olduğunu anlaması, yani ‘şahane bir hayat’ yaşamış olduğunun farkına varması anlatılmaktadır.

Bu yöntem de benzer şekilde “eğer böyle olmasaydı” senaryolarınızı düşünmenizin farkındalığı arttıracağını ve mutluluğunuzu etkileyeceğini belirtiyor. Eğer o işte çalışmasaydınız nasıl bir hayatınız olabilirdi? Eğer o kişiyle evlenmeseydiniz nasıl bir hayatınız olurdu? Eğer …. düşünmeye değer…

3- Minnet Göster

Farkında değiliz belki ama hayatımıza bir şekilde olumlu dokunduğunu hissettiğimiz ama bir kere bile teşekkür etmediğimiz o kadar çok insan var ki. Etmiş olmak için değil gerçekten minnet duyduğumuz insanların gözlerinin içine bakarak teşekkür etmek hem bizim hem de çevremizin mutluluğunu inanılmaz etkiliyor. Hayatta kimse rastlantı eseri karşılaşmamıştır, herkesten bir şeyler öğrenir herkese bir şeyler katarız. Bunu anlamak, farkında olmak ve buna minnet duymak bizi daha mutlu bir insan kılacaktır.

Belki “sonsuza dek mutlu yaşadılar” cümlesi bizim için söylenmeyecek ama bu hayatı daha mutlu hissetmek elimizde. 

Daha farkında ve mutlu bir hayat sürmek dileğiyle…

“Sonsuza Dek Mutlu Yaşamak Mümkün Mü?” için 1 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir